Abo Kusay

Abo Kusay

Giriş

Resmi rakamlara göre her ne kadar dünyadaki en büyük mülteci nüfusunu 7,4 milyon ile Ukrayna vatandaşları oluşturuyor olsa da(1) kayıt dışı Suriyeli mülteciler de hesaba katıldığında dünyadaki en büyük mülteci nüfusunu Suriyeliler oluşturmaktadır. Türkiye, sayısı 3,6 milyonu bulan nüfusu ile Suriyelilere görece en çok ev sahipliği yapan ülke konumundadır(2). Bu noktada Türkiye’yi Lübnan ve Ürdün takip etmektedir. Söz konusu iki ülke de resmi rakamlara göre 1,5 milyon Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapıyor görünse de kayıt dışı Suriyeliler ile beraber bu rakamın 2,9 milyonu bulduğu değerlendirilmektedir.

Zaman içinde Türkiye’nin aksine, Lübnan ve Ürdün 2018 yılının sonlarına doğru Esed rejimi ile ilişkileri normalleştirme yönünde adımlar atmaya başlamış ve Suriyeli mültecilerin geri dönüşü için bir anlaşma yapmıştır. Özellikle Esed rejiminin ülkenin batısı ile güneyinde askeri kontrolü sağlaması ve iki ülkeye yakın bölgelerdeki cephe çatışmalarının son bulması bu normalleşme sürecini bir bakıma tetiklemiştir. Örneğin Suriye’nin kuzeyinin aksine, Ürdün ve Lübnan’a yakın bölgelerde 2018’in sonundan beri savaş yaşanmamaktadır. Lübnan ve Ürdün’ün Esed rejimi ile yakınlaşmasının ardından 2019; 2020, 2021 ve 2022 yıllarındaki tecrübeler, Suriyeli mültecilerin geri dönüşü hakkında çok önemli bir veri oluşturmaktadır. Nitekim iki ülke Esed rejimi ile yakınlaşarak Suriyeli mültecilerin geri döneceğini beklemiş ve bu yönde de bazı anlaşmalar yapmıştır.

Bu rapor, Lübnan ve Ürdün’deki Suriyeli mülteci nüfusu hakkında sayısal verilere yer verecektir ve iki ülkenin demografik yapısı için mülteci nüfusunun ne anlama geldiğini gösterecektir. Ayrıca iki ülkenin Esed rejimi ile yakınlaşma sürecini ve bu süreçte yapılan anlaşmalara yer verecektir. Bununla beraber, Ürdün ve Lübnan’da yaşayan Suriyeli mültecilerin geri dönüşü hakkında detaylı rakamlara ve bu rakamları açıklayan verilere yer verilecektir. Son olarak bu raporda yer verilen iki ülkenin tecrübelerinin de Türkiye’deki Suriyeli sığınmacılar bağlamında yürütülen tartışmalar için faydalı olacağı değerlendirilmektedir.

Lübnan

Bu raporun yazıldığı tarihte Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre, Lübnan’da kayıtlı olan Suriyeli mülteci sayısı 831,053 idi. Söz konusu nüfusun %39’u Beka bölgesinde yaşamaktadır. %27’si ise Kuzey Lübnan’da ikâmet etmektedir. Suriyeli mültecilerin %26’sının ise Beyrut’ta yaşadığı belirtilmektedir. Geriye kalan %11’lik kayıtlı Suriyeli mülteci nüfusu da Güney Lübnan’da yaşamaktadır. Lübnan’ın toplam nüfusunun 6,8 milyon olduğu göz önünde bulundurulursa, ülkedeki kayıtlı Suriyeli mülteciler nüfusun %11’ine tekabül etmektedir. Ülkedeki en yüksek kayıtlı Suriyeli mülteci nüfusuna 1,18 milyon ile Mayıs 2015’te ulaşılmıştır. O günden bu yana Lübnan’daki resmi Suriyeli mülteci sayısı tedricen azalmıştır(3). Resmi verilerdeki bu düşüşün ardındaki temel sebebin Lübnan hükümetinin Mayıs 2015’te Suriyeli mülteciler için kayıt işlemlerini durdurması olduğu değerlendirilmektedir(4). Ayrıca kayıtlı olan Suriyeli mülteciler arasında Avrupa’ya gidenler de bulunmaktadır(5). Lübnan’da bulunan ve Lübnan hükümetinin kayıt etmediği Suriyeliler ile beraber toplam Suriyeli mülteci nüfusunun 1,5 milyon olduğu değerlendirilmektedir(6). Söz konusu 1,5 milyon rakamı Suriyeli mültecileri kayıt etmeyen Lübnan hükümeti tarafından ifade edilmektedir(7). Lübnan hükümetinin açıklamasına göre, ülkedeki Suriyeli mülteciler 33 milyar dolar değerinde bir maliyet oluşturmuştur(8). Ülkede 1,5 milyon Suriyelinin olduğu varsayılırsa, ülkedeki nüfusun %22’sini, yani ülkedeki dört kişiden birini Suriyeli mültecilerin oluşturduğu fark edilecektir. Ayrıca ülkede 480 bin Filistinli mülteci 70 yılı aşkındır burada yaşamaktadır(9). Filistinli mülteciler ile beraber, ülkedeki mülteci nüfusu, toplam nüfusun %29’unu aşmaktadır.

 

Lübnan’daki nüfusun %67,6’sı Müslümandır. Toplam nüfusun %31,9’u Sünni Müslüman; %31’i ise Şii Müslümandır. Geri kalan nüfus Nusayri ve İsmaili Müslümanlar olarak tanımlanmaktadır. Lübnan’daki nüfusun %32,4’u Hristiyan’dır. Söz konusu Hristiyan nüfus arasında en büyük grup Maruni Katolik Hristiyanlarıdır. İkinci büyük grup ise Ortodoks Hristiyanlardır. Ayrıca Ermeni ve Süryani Hristiyanlar da önemli bir yerdedir. Diğer yandan ülkede %4,5 oranında Dürzi yaşamaktadır(10). Ülkeye gelen Suriyeli mültecilerin büyük çoğunluğu ise Sünni Müslüman’dır.

Ürdün

Bu raporun yazıldığı tarihte BM verilerine göre, Lübnan’da kayıtlı Suriyeli mülteci sayısı 676,496 idi. Söz konusu nüfusun %29,8’i Amman’da, %25,2’si Mafrag’ta, %20,2’si İrbid’de, %14,6’sı ise Zarka vilayetinde yaşamaktadır. Suriyeli mülteci nüfusundan geriye kalan %10,2’lik kesim ise sırasıyla Balka, Madaba, Caraş, Karak, Maan, Aclun, Akabe ve Tafile vilayetlerinde bulunmaktadır. Ürdün’ün toplam nüfusunun 10,2 milyon olduğu göz önünde bulundurulursa, ülkedeki kayıtlı mülteciler nüfusun %6’sına tekabül etmektedir. Ülkedeki en yüksek Suriyeli mülteci rakamına günümüzde ulaşılmıştır. Şubat 2014’ten bu yana Ürdün’deki Suriyeli mültecilerin sayıları yavaş ama düzenli bir biçimde artmıştır. Ürdün’deki Suriyeli mülteci nüfusunun %19’u kamplarda yaşamaktadır(11). Kamplarda yaşayan Suriyeli mültecilerin neredeyse tamamı Zatari ve Azrak isimli iki büyük kampta yaşamaktadır(12). Ürdün’deki gerçek Suriyeli mülteci sayısının 1,4 milyon olduğu ve Suriyeli mültecilerin yarısının kayıtlı olmadığı tahmin edilmektedir(13). Ülkede yaşayan Suriyeli mültecilerin, Ürdün için yıllık ortalama 2,5 milyar dolar maliyet oluşturduğu değerlendirilmektedir(14).

 

Lübnan’da bulunan Suriyeli mültecilerin aksine, Ürdün’de yaşayan Suriyeli mülteciler mezhep bakımından Ürdün nüfusu ile benzerlikler göstermektedir. Nitekim Ürdün’ün dini inançlar açısından nispeten homojen bir demografik yapısı bulunmaktadır. Ülkenin neredeyse tamamı Sünni Araplardan oluşmaktadır. Ancak ülkedeki Suriyeli mülteciler, Ürdün’ün 1948 ve 1967 yıllarındaki savaşlardan beri ülkesine kabul ettiği Filistinli mülteci nüfusunun üstüne gelmektedir. Ülkede 50 yılı aşkındır Filistinli mülteciler sorunu devam etmektedir. Resmi rakamlara göre, Ürdün’de 2,3 milyon Filistinli mülteci yaşamaktadır(15). Söz konusu nüfusun 412 bini Ürdün’deki kamplarda yaşamaktadır(16). Ürdün’deki mülteci kampları Suriyeli ve Filistinli mülteciler arasında ayrılmaktadır. Ürdün’deki Filistinli ve Suriyeli mültecilere ilaveten, ülkede Iraklı ‘misafirler’ bulunmaktadır. Ürdün hükümeti Iraklı mültecileri mülteci olarak tanımlamadığı için, Ürdün’deki Iraklı mültecilerin gerçek rakamları tam olarak bilinmemektedir. Ancak bu sayının 150 bin civarında olduğu tahmin edilmektedir(17) BM kayıtlarında ise 66 bin rakamı verilmektedir(18). Tüm Suriyeli, Filistinli ve Iraklı mülteci rakamların üst tahminleri ele alındığında, bunun Ürdün’deki nüfusun %37,3’sine tekabül ettiği görülmektedir.

Esed ile Yakınlaşma Süreci

Lübnan ve Ürdün hükümetlerinin Esed rejimi ile yakınlaşma sürecini tetikleyen başlıca unsur, Suriye sahasındaki askeri gelişmeler olmuştur. Astana Süreci kapsamında kararlaştırılan dört “gerginliği azaltma bölgesi” bulunmaktaydı(19). Rusya ve İran destekli rejim güçleri 2018 yılında Lübnan sınırına yakın Guta ve Humus’taki iki gerginliği azaltma bölgesi ile Ürdün sınırına yakın mevkideki Dera gerginliği azaltma bölgesinin kontrolünü ele geçirdi(20). Her ne kadar Türkiye sınırına yakın bir bölgede bulunan İdlib’teki gerginliği azaltma bölgesine kontrolü sağlamaya yönelik saldırılar gerçekleşmiş olsa da, Türkiye’nin Bahar Kalkanı Harekâtı ile İdlib bölgesindeki sivil ve muhalif varlığı korunmuş ve saldırılar akamete uğratılmıştır(21).

Esed rejiminin 2018’te elde ettiği askeri başarı sonucunda, Humus(22) ve Guta’daki(23) gerginliği azaltma bölgelerindeki siviller ve silahlı muhalif unsurlar Türkiye sınırına doğru otobüslerle tahliye edildi. Dera bölgesinde ise Rusya garantörlüğünde yerel uzlaşı anlaşmaları yapıldı(24). Yerel uzlaşı anlaşmalarını reddedenler ise Türkiye sınırına doğru otobüslerle tahliye edildi(25).

Söz konusu bu askeri gelişmeler üzerine, Ürdün ve Lübnan sınırına yakın tüm bölgeler Esed rejiminin kontrolüne girmiş oldu ve iki ülke Esed rejimi ile ilişkileri normalleşmeştirme ve yakınlaşma süreçlerini başlattı.

Lübnan

Esed rejiminin askeri kazanımlarını gören Lübnanlı siyasetçiler arasında Suriyeli mültecilerin durumuna ilişkin bir kamplaşma meydana geldi. Hizbullah ve Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Avn’un partisi Özgür Yurtseverler Hareketi Suriyeli mültecilerin ivedilikle Suriye’ye geri gönderilmesini savunmuşlardır(26). Cumhurbaşkanı’nın partisinden olan dönemin Lübnan Dışişleri Bakanı Gebran Bassil ise Şam’daki Esed rejimine çağrıda bulunmuş ve Suriyelilerin geri dönüşü için gerekli şartların oluşturulmasını ve güvencelerin verilmesini talep etmiştir(27). Genellikle Şii ve Hristiyan partiler Suriyeli mültecilerin Lübnan’daki varlığını bir demografik tehdit olarak algılarken Gelecek Hareketi, İlerici Sosyalist Partisi ve Lübnan Kuvvetleri Partisi gibi Sünni siyasi partiler veya Amerikan yanlısı partiler Suriyeli mültecilerin zorla geri gönderilmesinin kabul edilemeyeceğini ve geri dönüşün gönüllü olması gerektiğini savunmaktaydılar(28). Bunun üzerine dönemin Lübnan Genel Güvenlik Müdürlüğü Başkanı General Abbas İbrahim, Esed rejimi ile temaslarda bulunmuş ve mültecilerin geri dönüşü için bir mekanizma üzerinde mutabakat sağlanmıştır(29).

İki ülke arasındaki ilişkilerin normalleşmesinin dünyaya deklare edilmesi ise 2019 yılının başlarında gerçekleşmiştir. Arap Ligi Ekonomik Zirvesi çerçevesinde açıklama yapan dönemin Lübnan Dışişleri Bakanı Gebran Bassil; “[Esed rejimini kast ederek] Suriye toplantımızdaki en büyük eksikliktir. […] Suriye, teröristlerin yerine bizim kollarımızda olmalıdır. […] Suriye’nin geri dönüşü için izin beklememeliyiz ki dışarıdan gelen emirler yüzünden tarihi bir utanca imza atmayalım” demiştir(30).

Lübnan ve aynı zamanda Ürdün’ün Esed rejimi ile ilişkileri normalleştirmeye yönelik somut en önemli proje 2020 yılında zemin kazanan Arap Gaz boru hattıdır. Söz konusu boru hattı ile Mısır gazının Ürdün üzerinden Suriye’ye ve Suriye üzerinden de Lübnan’a aktarılması planlanmaktadır(31). Kasım 2021’de ise Lübnan, Ürdün, Mısır ve Esed rejiminin Enerji Bakanları Ürdün’ün başkenti Amman’da bir araya gelmiştir(32).

Ürdün

Esed rejiminin Dera bölgesindeki askeri başarısının ardından, Ürdün ile olan sınır kapısının tekrar rejim güçlerince kontrol edilmesi, iki ülke arasındaki bağlantı ve irtibatın tekrar oluşmasını da sembolize etmiştir. Nitekim Ekim 2018’te Ürdün resmi olarak sınır kapısını açmıştır(33). Hemen akabinde, Kasım 2018’te Ürdün meclisinden bir heyet Şam’a resmi bir ziyaret gerçekleştirmiştir ve heyet bizatihi Beşar Esed tarafından kabul edilmiştir(34). Ziyaretin ardından Ürdün’ün Ulaşım Bakanı Esed rejiminin Ulaşım Bakanı’nı Amman’a davet etmiştir(35). 2019 yılında ise Ürdün resmi olarak Şam’a maslahatgüzar atamıştır(36).

Covid-19 pandemisi nedeniyle diplomatik gelişmeler geçici olarak duraklamış olsa da 2021 yılında Ürdün ilişkileri güçlendirmeye devam etmiştir. Ağustos ayında Ürdün kralı CNN’e önemli açıklamalarda bulunmuş ve Suriye’de rejimin değişmeyeceğini, fakat rejimin davranış biçimlerinin değişmesinin mümkün olduğunu vurgulamıştır. Suriyeli mültecilerin geri dönmesi ve rejimin davranış kalıpların değişmesi için en iyi yolun diyalog olduğunu savunmuştur.(37) Bu açıklamaların ardından Esed rejiminin Dışişleri Bakanı ile Ürdün Dışişleri Bakanı Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kapsamında bir araya gelmiş ve resmi bir görüşme gerçekleştirmiştir(38). Ayrıca Esed rejiminin Savunma Bakanı Ürdün Başkenti Amman’ı ziyaret etmiştir(39). Ürdün ve Suriye arasında 1987’de imzalanan Su Anlaşması’nın tekrar yürürlüğe girmesi de bu süreçte kararlaştırılmıştır(40). Ürdün’ün Esed rejimi ile ilişkileri düzeltmesinin en büyük sembolü ise, Ürdün Kralı 2. Abdullah’ın Beşar Esed ile telefonda görüşmesi olmuştur(41).

Suriye’ye Geri Dönüş ve Dön(e)meyenler

Lübnan hükümetinin Esed rejimi ile Suriyeli mültecilerin geri dönüşü üzerinde birlikte çalışmaya karar vermesi 2018 yılına ve dönemin Lübnan Genel Güvenlik Müdürlüğü Başkanı General Abbas İbrahim’e dayanmaktadır. Başkanın kamuoyuna yaptığı açıklamada, uzunca bir süredir merak edilen Lübnan ile Esed rejimi arasındaki Suriyeli mülteciler için oluşturulan söz konusu geri dönüş mekanizması deklare edilmiştir. Anlaşmaya varılan mekanizma kapsamında, Lübnan hükümeti Esed rejimine Suriyelilerin isim listelerini göndermektedir. Abbas İbrahim tarafından peyderpey gönderilen listeleri inceleyen Esed rejimi, genellikle %90’ının geri dönüşünü onaylarken, ortalama %10’luk bir kesimin geri dönmesini de kabul etmemiştir. Devamındaki süreçte bu %10’luk kesim Esed rejimin tutumu hakkında bilgilendirilmektedir. Açıklamanın yapıldığı dönemde, ilgili mekanizmayla toplamda 25 bin Suriyelinin ülkesine geri döndüğü ifade edilmiştir(42). Lübnan ve Esed rejimi arasındaki bu mekanizma ileriki aylarda Esed rejiminin kendisine ulaşan listelerdeki isimlerin geri dönüşlerini kabul etmemesi üzerine mecburen askıya alınmıştır. Esed rejimi verilen listelerdeki isimleri reddetme gerekçesi olarak evlerinin olduğu bölgelerdeki altyapının yetersiz olduğunu gerekçe göstermiştir(43).

Lübnan’a benzer şekilde, Ürdün de 2018 yılında gayri resmi de olsa Suriyeli mültecilerin geri dönüşü için Esed rejimi ile bir anlaşma yapmıştır(44). Anlaşmanın detayları tam olarak bilinmese de Lübnan ile Ürdün’ün Esed rejimi ile hayata geçirdiği mekanizmanın benzer bir şekilde işlediği düşünülmektedir.

Ürdün’de yaşayan Suriyeli mültecilerin %86’sı açlık sınırının altında yaşamakta ve ciddi bir gıda sorunu yaşamaktadır(45). Lübnan’da yaşayan Suriyeli mültecilerde bu rakam %90’ın üstüne çıkmaktadır(46). Lübnan’da yaşanan finansal kriz; Beyrut limanındaki patlama, hem Ürdün hem de Lübnan’da Suriyeli mültecilere dönük devam eden baskılar, Covid-19 pandemisi ve Esed rejimi ile yapılan mülteci anlaşmaları… Tüm bunların yer aldığı denklemde Suriye’ye geri dönüşün boyutları ne üzere olmuştur?

Suriye’ye geri dönüş bağlamında BM verileri esas alındığında, 2019’dan bu yana Suriye’ye Lübnan’dan 39,294 ve Ürdün’den 40,764 Suriyeli mülteci geri dönmüştür. Toplamda 80,058 kişi ülkesine geri dönerken, 2019 yılı hesaplanmadığında toplam rakam 27,921’e düşmektedir. Nispeten 2019 yılındaki yüksek geri dönüşün ardından, Suriye’ye geri dönüş rakamları 2019 öncesi dönemin bile altındadır. Nitekim 2016 ile 2019 yılları arasında Lübnan ve Ürdün’den toplam 54,043 mülteci Suriye’ye geri dönmüştür. 2019 yılındaki istisnai durum bir kenara bırakılırsa, Lübnan ve Ürdün hükümetinin Esed rejimi ile anlaşmasından sonra Suriye’ye olan geri dönüşler hızlanmamış, tam aksine yavaşlamıştır(47).

 

Lübnan ve Ürdün’deki Suriyeli mültecilerin yaşam standartları bu denli kötüyken ve iki ülke de Suriyeli mültecilerin geri dönmesi için Esed rejimi ile ilişkileri normalleştirmiş olmasına rağmen Suriyeli mülteciler neden ülkelerine geri dönmemektedir? 2019 yılında gerçekleşen görece hızlı geri dönüşün ardından, neden geri dönüşlerde ciddi bir azalma olmuştur?

Suriyeli mültecilerin Lübnan ve Ürdün’e neden geri dönmek istemediğini en iyi açıklayan veri, geri dönenlerin tecrübeleridir. Geri dönenlerin Suriye’deki ekonomik ve güvenlik durumuna ilişkin aktardıkları, doğrusu diğer Suriyeli mülteciler üzerinde de belirleyici olmaktadır. Nitekim Suriye’de ciddi bir yoksulluk vardır ve savaş süresince yıkılan altyapı hâlihazırda zaten az olan nüfus için dahi yetersizdir. Yani, Suriyeli mültecilerin geri dönüşü gerçekleşirse ülkenin altyapısı bunu kaldırmayacaktır. Ayrıca güvenlik açısından devam eden asimetrik savaşın haricinde de asayişi ilgilendiren ciddi sorunlar bulunmaktadır. Esed rejimine bağlı silahlı yapıların mafyavari bir biçimde oluşturdukları gelir ağı ve düzen, bölgede yaşayan tüm sivilleri tehdit etmektedir. Bu yapıların ülkelerine geri dönen Suriyeli mültecileri düşman unsur ve hain olarak değerlendirmesi, geri dönenlerin güvenlik durumunu daha da belirsiz kılmaktadır.

Human Rights Watch’un bu konuya dair yaptığı bir araştırma sonucunda, Suriye’ye geri dönen Suriyelilerin ciddi insan hakları ihlallerine maruz kaldıkları tespit edilmiştir. Ülkelerine geri dönen Suriyelilerin en iyi ihtimalle Esed rejimine bağlı silahlı unsurlarca ‘çay içmeye’ davet edildiği raporlanmıştır. Geri dönenlerin düzenli bir şekilde sorguya çekildiği, sorgu esnasında taciz, tecavüz ve işkence olaylarının da çokça yaşandığı görülmüştür. Suriye’ye geri dönüp, bir daha haber alınamayan ve daha sonra hapishanede ölüm haberi alınan birçok kişi bulunmaktadır. Ayrıca Suriye’ye geri dönenlerin Esed rejimi tarafından askerlik hizmeti kapsamında zorla silahaltına alınması da ciddi bir sorundur. Geri dönenlerin silahaltına alındıktan sonra en tehlikeli cephelere gönderildiği, kendilerine yeterli ekipman ve silah verilmediği ve sivilleri hedef almaları talep edildiği tespit edilmiştir(48).

Özellikle zorla silahaltına alma süreci bağlamında, farklı ve karmaşık sorunlar meydana gelebilmektedir. Esed rejiminden kaçan kişilerin, Esed rejimi için zorla askeri hizmet sağlama durumunu bir kenara bırakırsak, örneğin Humus’tan Lübnan’a kaçıp daha sonra evine dönen birinin, İdlib’te yaşayan Humuslu bir akrabasının yaşadığı köyü zorla bombalaması gerekebilir. Ya da Ürdün’de yaşayıp geri döndükten sonra Tel Rıfat cephe hattına sevk edilen bir genç, Halk Savunma Birlikleri (YPG) ile aynı safta yer alıp Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve Suriye Milli Ordusu’na (SMO) karşı ateş etmek zorunda kalabilir.

Yukarıda belirtilen sebepler ve buna benzer diğer sebeplerden ötürü, Lübnan ve Ürdün’deki Suriyeli mültecilerin ülkelerine geri dönüşü beklenildiği gibi gerçekleşmemiştir. Özellikle Lübnan hükümetinin Suriyeli mültecilere karşı politikalarını sertleştirmesine rağmen, gönüllü geri dönüş gerçekleşmeyince, Lübnan hükümeti zorla geri göndermenin planlarını devreye sokmuştur. Lübnan Yerinden Edilmişler Bakanı İssam Şarafeddine’nin yaptığı açıklamaya göre, Lübnan hükümeti BM’nin itirazlarına rağmen, her ay 15 bin Suriyeli mülteciyi zorla ülkelerine geri göndermeyi planlamaktadır. Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Avn’un onayladığı bu plan bağlamında Lübnan’dan resmi bir heyet Şam’da resmi temaslarda bulunmuş ve Suriye Çevre Bakanı Hüseyin Makluf ve Dışişleri Bakanı Feysal Mikdad ile görüşmüştür(49).

Esed rejimi bu plana onay verirse, Lübnan hükümeti her ay 15 bin Suriyeli mülteciyi Suriye’de oluşturulacak geçici kamplara nakledecektir. Nakledilecek grupların Suriye’den geldikleri yerlere göre tasnif edilmesi düşünülmektedir(50). Bu planın gerçekleşip gerçekleşmeyeceği net olmasa da bu haberin üzerine Lübnan’dan Avrupa’ya kaçmaya çalışan Suriyeli mültecilerin sayısında ciddi bir artış meydana gelmiştir. Örneğin 150 kişinin bulunduğu botun batması sonucunda 94 kişinin cesedine ulaşılmıştır(51). Nitekim Lübnan’dan Kıbrıs’a, Yunanistan’a ve İtalya güneyine giden deniz yolu uzun olmakla beraber, mültecilerin durumu taşındıkları botlar açısından da oldukça tehlikelidir.

Ürdün ise Esed rejimi ile ilişkilerini normalleştirmesinin ardından Suriyeli mültecilere ilaveten yeni bir sorun ile karşı karşıya kalmıştır. Ürdün hükümeti Esed rejiminin Ürdün’e ve Ürdün üzerinden Körfez ülkelerine yönelik uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele etmeye başlamıştır. İlişkilerin normalleşmesi ile umduğunun aksine Suriyeliler geri dönmezken, Suriye’den ülkeye Captagon adıyla bilinen uyuşturucu madde gelmeye başlamıştır(52). Suriye’nin resmi ihracatı 0,8 milyar dolar iken(53), dünyanın farklı noktalarında Suriye menşeli ele geçirilen uyuşturucunun değerinin 6 milyar dolar olduğu değerlendirilmektedir(54).Yakalanmayan uyuşturucu sevkiyatları ile beraber, Esed rejiminin yurtdışına kaçırdığı uyuşturucunun toplam değerinin 30 milyar dolar olduğu değerlendirilmektedir(55). Uyuşturucu ticareti için Lübnan geleneksel rota iken, Ürdün ile ilişkilerin düzelmesi ile Lübnan üzerinden giden deniz güzergâhına ek olarak yeni bir kara güzergâhı oluşmuştur. Ürdünlü yetkiler için bu uyuşturucu sevkiyatları ciddi bir sorun haline gelmiştir(56). Öyle ki, zaman zaman Esed rejimi ve İran’a bağlı milisler(57) ile Ürdünlü güvenlik güçleri arasında uyuşturucu kaçakçılığından dolayı çatışmalar da yaşanmaktadır(58).

Sonuç

Lübnan ve Ürdün’de yaşayan Suriyeli mülteciler demografik anlamda iki ülke için de ciddi bir yük oluşturmaktadır. Lübnan’da her dört kişiden biri Suriyeli mülteciyken, Filistinli mülteciler ile beraber bu oran %29’a çıkmaktadır. Ürdün’deki Suriyeli, Filistinli ve Iraklı mülteciler toplam nüfusun %37’sine tekabül etmektedir. Özellikle Lübnan gibi farklı etnik ve mezhebi yapıların hassas dengesi üzerine inşa edilmiş bir devlet için neredeyse tamamı Sünni Araplardan oluşan Suriyeli mülteciler apayrı bir yük oluşturmaktadır. Covid-19 pandemisi ve uluslararası boyutlara varan enerji fiyatlarındaki artışlar ve enflasyon sürecinde bu yük daha da belirgin bir hâle gelmiştir. Özellikle Lübnan gibi finansal krizlerin ortasında, Beyrut limanı patlaması gibi elim hadiselerin neden olduğu acı tablo ve hükümet krizin her daim devam ettiği bir ülke için Suriyeli mültecilerin oluşturduğu sorunları yönetmek daha da zor olmaktadır. Bu bağlamda Lübnan’ın Suriyeli mültecileri 2015 Mayıs’ından bu yana kayıt altına almaması ve adeta “ya gidecekler ya da gidecekler” gibi politikayı benimsemesi dikkat çekmektedir.

2018 yılında Esed rejiminin Suriye’nin batısı ile güneyinde kontrolü sağlamasının ardından, Lübnan ve Ürdün’deki Suriyeli mültecilerin geldiği yerleşim yerlerindeki çatışmalar son buldu. Bunun üzerine iki devlet de Esed rejimi ile ilişkileri normalleştirme arayışına girip Suriyeli mültecilerin geri dönüşü için bazı anlaşmalar yapmıştır. Bunun sonucunda da 2019 yılına gelindiğinde iki ülkede bulunan toplam 2,9 milyon Suriyeli mülteciden yalnızca 52.000’i geri dönmüştür. Geri dönenlerin Esed rejimi tarafından verilen tüm garanti ve güvencelere rağmen sorguya çekilmesi; işkenceye, tacize ve tecavüze maruz kalması ile zorla askere alınması sonucunda günümüze kadar sadece 28.000 kişi geri dönmüştür. Özellikle silahaltına alındıktan sonra sivilleri hedef alma veya YPG ile aynı safta yer alıp Türk askerine karşı cepheye sürülme durumları, Suriyeli mültecileri geri dönmekten vazgeçiren önemli unsurlar arasında yer almaktadır.

2019 yılındaki istisnai durum bir kenara bırakılırsa, Lübnan ve Ürdün hükümetinin Esed rejimi ile anlaşmasından sonra Suriye’ye geri dönüşler hızlanmamış, tam aksine yavaşlamıştır. Esed rejimi ilişkileri düzelttikten ve kazanımlar elde ettikten sonra, iki ülke ile yaptığı anlaşmaları ihlal etmiş ve Suriyeli mültecilerin geri dönmesini zorlaştırmıştır. Söz konusu bu tecrübe, Esed rejiminin Suriyeli mültecileri istememesi ve Suriye’nin demografik yapısını değiştirme arzusunu göstermektedir. Nitekim Esed rejiminin iddiasına göre 2011’de yaşanan halk ayaklanmasının sebebi rejimin baskıcı politikaları değil, Suriye’deki insan sayısının çok olmasıdır. Buna bağlı olarak da Esed rejimi Suriye’de küçük ve kontrol edilebilir bir nüfusun olmasını tercih etmektedir.

Bu raporda yer alan Ürdün ve Lübnan hükümetinin Suriyeli mülteciler ve Esed rejimi ile yakınlaşma tecrübesi, Türkiye’de yaşanan göç ve geri dönüş tartışmalarında dikkate alınması gerektiği ve bu tecrübelerden faydalanılarak politika üretilmesinin gerekliliği ortaya koymaktadır. Ürdün ve Lübnan tecrübeleri dikkate alındığında, Türkiye’deki Suriyeli sığınmacılar tartışmasının daha somut ve daha gerçekçi ele alınacağı öngörülmektedir.


([1]) UNHCR, “Ukraine Refugee Situation”,https://bit.ly/3EYNbBc  (Erişim tarihi: 26 Eylül 2022).

([2]) UNHCR, “Syria Refugee Situation”, https://bit.ly/3DdTpvF  (Erişim tarihi: 26 Eylül 2022).

([3]) UNHCR “Syria Refugee Situation - Lebanon”, https://bit.ly/3TFpwdh  (Erişim tarihi: 20 Eylül 2022).

([4]) Hanan Elbadawi, “Syrian refugees in Lebanon: Potential forced return?”, 6 Temmuz 2018, Atlantic Council, https://bit.ly/3yWNite  (Erişim tarihi: 20 Eylül 2022).

([5]) Kareem Chehayeb, “Syrians in Lebanon fear deportation, see Europe as beacon”, 21 Temmuz 2022, The Christian Science Monitor, https://bit.ly/3VJDtZy  (Erişim tarihi: 20 Eylül 2022).

([6]) Al Jazeera, “Lebanon plans Syrian refugee repatriation within months: Minister“, 6 Temmuz 2022,https://bit.ly/3gnGH4L  (Erişim tarihi: 20 Eylül 2022).

([7]) Najia Houssari, “Lebanon decides to formally negotiate with Syria on refugee repatriation”, 7 Temmuz 2022, Arab News, https://bit.ly/3MMKEfi  (Erişim tarihi: 20 Eylül 2022).

([8]) L’Orient Today, “'Door open for Syrian refugees to return,' minister tells Lebanese counterpart in Damascus”, 15 Ağustos 2022, https://bit.ly/3eTI8qW  (Erişim tarihi: 20 Eylül 2022).

([9]) UNRWA, “Where We Work – Lebanon”, https://bit.ly/3EXi1Kp (Erişim tarihi: 20 Eylül 2022).

([10]) US Department of State, “2019 Report on International Religious Freedom: Lebanon”, https://bit.ly/3VGfXMX  (Erişim tarihi: 20 Eylül 2022).

([11])  UNHCR, “Syria Refugee Situation – Jordan”, https://bit.ly/3goVSKG (Erişim tarihi: 21 Eylül 2022).

([12])  UNHCR, “Durable solutions required for Syrian refugees in Jordan as Za’atari camp turns 10”, 29 Temmuz 2022, https://bit.ly/3VGbVEd  (Erişim tarihi: 21 Eylül 2022).

([13]) Wesley Dockery, “What’s Jordan’s policy towards Syrian and Iraqi refugees?”, INFO Migrants, 5 Ekim 2017, https://bit.ly/3scovha  (Erişim tarihi: 21 Eylül 2022).

([14]) Joe Macaron, “Syrian Refugees in Jordan and Lebanon: The Politics of their Return”, Haziran 28 2018, Arab Center Washington DC, https://bit.ly/3scPEQW  (Erişim tarihi: 21 Eylül 2022).

([15]) UNRWA, “Where We Work – Jordan”, https://bit.ly/3SgsqnG.

([16]) UNRWA, “Where We Work – Jordan”.

([17]) FINCA, “Syrian Refugees in Jordan Need Access to Finance”, 11 Nisan 2022, https://bit.ly/3eSZ1lD (Erişim tarihi: 21 Eylül 2022).

([18]) OCHA, “Registered Persons of Concern Refugees and Asylum Seekers in Jordan - Iraqi Refugees (as of 15 December 2021)”, 20 Aralık 2021, https://bit.ly/3Se8K3D (Erişim tarihi: 21 Eylül 2022).

([19]) Cumhuriyet, “Rusya'dan Astana'da öneri geldi: Suriye’de ‘dört güvenli bölge’”, 4 Mayıs 2017, https://bit.ly/3scQWLM (Erişim tarihi: 22 Eylül 2022).

([20]) Selen Temizer ve Burak Karacaoğlu, “Suriye iç savaşı İdlib'de düğümlendi”, 1 Eylül 2018, Anadolu Ajansı, https://bit.ly/3yW2EOw (Erişim tarihi: 22 Eylül 2022).

([21]) Kutluhan Görücü, “Odak: İkinci Yıl Dönümünde Bahar Kalkanı Harekatı ve Barışın Tesisi”, 27 Şubat 2022, SETA, https://bit.ly/3SjxsQj  (Erişim tarihi: 22 Eylül 2022).

([22]) Eşref Musa ve Burak Karacaoğlu, “Suriye'de rejim ablukasından zorunlu tahliyeler sürüyor”, 13 Mayıs 2018, Anadolu Ajansı, https://bit.ly/3ETW0fH  (Erişim tarihi: 22 Eylül 2022).

([23]) Eşref Musa, Ömer Koparan ve Adham Kako, “Doğu Guta'dan çıkmak zorunda kalanların sayısı 56 bini geçti”, 11 Nisan 2018, Anadolu Ajansı, https://bit.ly/3yWR4CU  (Erişim tarihi: 22 Eylül 2022).

([24]) Ömer Özkizilcik ve Kutluhan Görücü, “Analiz: Uzlaşıdan Kuşatmaya Dera’da Neler Oluyor?”, 14 Ekim 2021, SETA, https://bit.ly/3TgUnwY  (Erişim tarihi: 22 Eylül 2022).

([25])  Eşref Musa, “Dera'dan ayrılan ikinci konvoy İdlib'e vardı”, 22 Temmuz 2018, Anadolu Ajansı, https://bit.ly/3TH65AR  (Erişim tarihi: 22 Eylül 2022).

([26]) Middle East Monitor, “Lebanon's President urges more efforts to repatriate Syrian refugees”, 20 Ocak 2019, https://bit.ly/3TgMt6P(Erişim tarihi: 22 Eylül 2022).

([27]) Reuters, “Lebanon calls for Syrian guarantees to speed return of refugees”, 11 Şubat 2019, https://reut.rs/3sc4M0Q (Erişim tarihi: 22 Eylül 2022).

([28]) Abbas Assi, “International Politics of Syrian Refugee Return: The Case of Lebanon”, 20 Ağustos 2019, Middle East Institute, https://bit.ly/3MNVlOz (Erişim tarihi: 22 Eylül 2022).

([29]) Laila Bassam, “Fifty thousand Syrians returned to Syria from Lebanon this year: official”, 25 Eylül 2018, Reuters, https://reut.rs/3DcSE5Z (Erişim tarihi: 22 Eylül 2022).

([30]) Al Jazeera, “Lebanon urges Arab League to readmit Syria”, 18 Ocak 2019, https://bit.ly/3DfHg9M (Erişim tarihi: 22 Eylül 2022).

([31]) Egypt Today, “Egypt to deliver natural gas to Lebanon through Jordan, Syria”, 10 Eylül 2021, https://bit.ly/3gsHMZ6  (Erişim tarihi: 22 Eylül 2022).

([32]) Cathrin Schaer, “Lebanon power deal: Beginning of the end of Syria's isolation?”, 22 Eylül 2021, Deutsche Welle, https://bit.ly/3goXdBt  (Erişim tarihi: 22 Eylül 2022).

([33]) Osama Al Sharif, “Jordan, Syria reopen border”, 17 Ekim 2018, Al Monitor, https://bit.ly/3eKUba2 (Erişim tarihi: 23 Eylül 2022).

([34]) Ammon News, “اسماء النواب المغادرين الى دمشق الاثنين”, 17 Kasım 2018, https://bit.ly/3CGDqow (Erişim tarihi: 23 Eylül 2022).

([35]) Sawaleif, “أول دعوة رسمية لوزير سوري لزيارة الأردن .. “وثيقة””, 22 Kasım 2018, https://bit.ly/3VVqvbh  (Erişim tarihi: 23 Eylül 2022).

([36]) Arab News, “Jordan upgrades diplomatic ties with Syria”, 22 Ocak 2019, https://bit.ly/3gnrLn0(Erişim tarihi: 23 Eylül 2022).

([37])Osama Al Sharif , “Why Jordan is pushing to normalise ties with the Syrian regime”, 5 Ağustos 2021, The New Arab, https://bit.ly/3gqn2RG (Erişim tarihi: 23 Eylül 2022).

([38]) Petra, “FM holds slew of meetings on UN General Assembly sidelines”, 23 Eylül 2021, https://bit.ly/3VIrBqB  (Erişim tarihi: 23 Eylül 2022).

([39]) Suleiman Al-Khalidi, “Syrian military chief makes rare visit to Jordan to discuss border security”, 20 Eylül 2021, Reuters, https://reut.rs/3TARjeD (Erişim tarihi: 23 Eylül 2022).

([40]) Ammon News, “الأردن وسوريا يتفقان على تفعيل اتفاقية المياه 1987”, 28 Eylül 2021, https://bit.ly/3CMQw3K  (Erişim tarihi: 23 Eylül 2022).

([41]) Al Monitor, “Jordan’s king, Syria’s leader speak by phone for first time in decade”, 4 Ekim 2021, https://bit.ly/3DepBze  (Erişim tarihi: 23 Eylül 2022).

([42]) Laila Bassam, “Fifty thousand Syrians returned to Syria from Lebanon this year: official”, 25 Eylül 2018, Reuters,https://reut.rs/3DcSE5Z  (Erişim tarihi: 23 Eylül 2022).

([43]) Najia Houssari, “Lebanon decides to formally negotiate with Syria on refugee repatriation”, 7 Temmuz 2022, Arab News, https://bit.ly/3MMKEfi  (Erişim tarihi: 24 Eylül 2022).

([44]) The New Arab, “Syrian media says deal struck with Jordan to return refugees”, 14 Ağustos 2018, https://bit.ly/3s8yDHE (Erişim tarihi: 24 Eylül 2022).

([45]) World Food Program USA, “10 Facts About the Syrian Refugee Crisis in Jordan”, 14 Aralık 2021, https://bit.ly/3VFZDM6  (Erişim tarihi: 24 Eylül 2022).

([46]) UNHCR, “Nine out of ten Syrian refugee families in Lebanon are now living in extreme poverty, UN study says”, 18 Aralık 2020, https://bit.ly/3yY1rXb  (Erişim tarihi: 24 Eylül 2022).

([47])  UNHCR, “Syria Regional Refugee Response: Durable Solutions”, https://bit.ly/3ySwfII (Erişim tarihi: 24 Eylül 2022).

([48]) Human Rights Watch, ““Our Lives Are Like Death” Syrian Refugee Returns from Lebanon and Jordan”, 20 Ekim 2021, https://bit.ly/3COejAi (Erişim tarihi: 24 Eylül 2022).

([49])  L’Orient Today, “'Door open for Syrian refugees to return,' minister tells Lebanese counterpart in Damascus”, 15 Ağustos 2022, https://bit.ly/3eTI8qW (Erişim tarihi: 24 Eylül 2022).

([50]) Al Jazeera, “Lebanon plans Syrian refugee repatriation within months: Minister”, 6 Temmuz 2022, https://bit.ly/3gnGH4L (Erişim tarihi: 24 Eylül 2022).

([51])  Al Jazeera, “Death toll from Lebanon asylum seeker boat tragedy rises to 94”, 24 Eylül 2022, https://bit.ly/3D8VV5p (Erişim tarihi: 25 Eylül 2022).

([52])  Gregory Aftandilian, “The Captagon Problem in Saudi Arabia and Other Gulf States”, 22 Eylül 2022, Arab Center, https://bit.ly/3zk8OZh  (Erişim tarihi: 24 Eylül 2022).

([53]) https://oec.world/en/profile/country/syr.

([54]) COAR, “The Syrian Economy at War: Captagon, Hashish, and the Syrian Narco-State”, 27 Nisan 2021, https://bit.ly/3TgThRV (Erişim tarihi: 24 Eylül 2022).

([55])  Charles Lister, “We cannot ignore Syria’s emergence as a narco-state”, 29 Nisan 2022, https://bit.ly/3MKvQOk (Erişim tarihi: 24 Eylül 2022).

([56]) Raed Omari, “Jordan reports ‘dramatic’ increase in drug smuggling attempts from Syria”, 13 Ocak 2022, Arab News, https://bit.ly/3DaG7Aa (Erişim tarihi: 24 Eylül 2022).

([57])Suleiman Al-Khalidi, “Jordan says Iran-linked groups in Syria wage drug war along border”, 24 Mayıs 2022, Reuters, https://reut.rs/3gqtCHS (Erişim tarihi: 24 Eylül 2022).

([58]) Yolande Knell, “Captagon: Jordan's undeclared war against Syria drug traffickers”, 18 Nisan 2022, BBC News, https://bbc.in/3yX5kvh (Erişim tarihi: 24 Eylül 2022).

 

 

Giriş

ABD, Suriye’ye yönelik 12 Mart 2022 tarihinde uygulamaya başladığı yaptırımlara ilişkin yeni bir karar yayınladı. Söz konusu gelişme ile Suriye’ye yatırım yapmak isteyenlerin bahse konu geçmiş yaptırımlardan muaf tutulacağı ilan edildi. İçerisinde tarım, telekomünikasyon, elektrik şebekesi altyapısı, imar, üretim, ticaret, finans ve temiz enerji alanlarının bulunduğu 12 farklı alanda yatırım yapanların bu karar kapsamına gireceği duyuruldu(1)Ancak söz konusu karar bir dizi coğrafi sınıra tabi tutulmuştur. Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kontrolündeki tüm bölgeleri kapsayan karar, Suriye Geçici Hükümeti’nin (SGH) kontrolü altındaki Fırat Kalkanı ve Barış Pınarı bölgelerini de kapsamaktadır. Buna karşın SGH’nin kontrolündeki diğer bir bölge olan Zeytin Dalı ile Heyet Tahrir el Şam’ın (HTŞ) kontrolündeki İdlib ve Esed rejiminin kontrol ettiği tüm bölgelerde yaptırımlar devam etmektedir(2)

ABD’nin açıkladığı bu karar, Türkiye’nin de dile getirdiği ve bir milyon Suriyeli sığınmacının Suriye’ye dönmesini öngören 8 aşamalı plandan birkaç gün sonra deklare edilmiştir(3)Türkiye’nin açıkladığı plan ile Suriye’de inşa edilecek imar projeleri ve ekonomik yatırımlar ile Türkiye’deki Suriyeli sığınmacıların ülkelerine geri dönüşlerinin teşvik edilmesi planlanmaktadır. Uluslararası fonlardan ve bağışlardan finanse edilmesi öngörülen projeler Suriyelilere yaşam alanı, iş ve güvenlik sağlanacak ve böylelikle sayısı bir milyonu bulan Suriyelinin geri dönüşünün önünün açılması hedeflenmektedir.

Bu iki gelişme doğrultusunda, ABD’deki Suriye diasporasının Suriye’ye yatırım yapması tüm tarafların kazan-kazan ilişkisi içerisinde olacağı bir duruma karşılık gelecektir. Bir yandan ABD’nin yaptırımlardan muaf tutma kararı ile hukuki anlamda bir engelle karşılaşmayacak olan Suriye diasporası, kendi ülkelerine ve kendi yurttaşlarına yardım ederek yatırım yapma fırsatı elde ettiler. Eğer ABD’deki zengin Suriye diasporası Suriye’ye yatırım yapmaya teşvik edilebilirse, bu Türkiye’nin de güvenli bölge projesine katkı sağlayacak ve diasporanın öz kaynakları ile Suriye için ek bir yatırım fonu ortaya konmuş olacaktır. Bu rapor, tüm tarafların çıkarına olabilecek bu süreç hakkında ABD’deki Suriye diasporasının yapısını, diasporanın Suriye’ye yatırım örneklerini, olası yatırımlara yönelik engelleri ve çözümlerini masaya yatıracaktır. Raporun araştırma sürecinde ABD’deki Suriye diasporasından on bir farklı kişi ile 

altı çevrimiçi yarı yapılandırılmış mülakatlar gerçekleştirilmiş ve diasporanın Suriye’ye yatırım hakkındaki fikirleri, düşünceleri, endişeleri, yaklaşımları ve arzuları tespit edilmeye çalışılmıştır. Raporda kaynak verilmemiş bilgiler de söz konusu mülakatlardan elde edilmiştir.

Amerika’daki Suriye diasporası

Amerika’da bulunan Ermeni diasporası ve Yahudi diasporasına benzer bir şekilde Suriye diasporası da kısmen ABD’nin dış politika yapımına etki eden önemli bir baskı grubudur. Bu yönüyle de kendi ülkelerine maddi olarak fayda getiren ve uluslararası alanda diplomasik faaliyetleri ile rol oynayan bir yapıdır. Amerika’daki Suriye diasporası genel olarak eğitim ve kültür seviyesi yüksek ve finansal olarak güçlüdür. Ayrıca Suriye meselesinde 2011 yılından beri aktif olarak görev almaktadır. Örneğin eski Suriye Geçici Hükümeti Başbakanı Gassan Hitto ABD vatandaşlığına sahiptir ve Amerika’daki Suriye diasporasının bir parçasıdır.

2014 yılında ABD’de yapılan nüfus sayımına göre, ABD’de 86 bin Suriyeli göçmen yaşamaktadır(4) Suriye asıllı insanlar ile beraber bu rakam 191 bini bulmaktadır(5) İlgili nüfusun 64%’ı Amerikan vatandaşlığına sahiptir(6) Bu rakam ABD’deki göçmenlere oranla %47 fazladır. Ülkede yaşayan Suriyeli diasporasının %18’i Kaliforniya eyaletinde, %10’u Pennsylvania eyaletinde, 8%’i New York’ta, 8%’i New Jersey’de ve 6%’sı Florida’da yaşamaktadır(7) Gelir düzeyi itibariyle Suriyeli bir göçmen ailenin yıllık ortalama geliri 62 bin Amerikan doları olup, diğer tüm göçmenlerin ortalamasından 7 bin Amerikan doları fazladır. Amerikan vatandaşların ortalama gelirinden ise 6 bin fazladır. Ancak sadece çalışan Suriyeli göçmen erkekler ile diğer göçmen çalışan erkekler ve Amerikan vatandaşı çalışan erkekler ile kıyas edildiğinde; Suriyeli göçmen çalışan erkeğin yıllık 66 bin Amerikan doları kazandığı, diğer göçmen çalışan erkeklerin 38 bin Amerikan doları kazandığı ve Amerikan vatandaşı çalışan erkeğin 51 bin Amerikan doları kazandığı görülmektedir.(8) Diğer yandan Suriyeli göçmenlerin %11’inin kendi iş yerlerini kurdukları görülmektedir ki bu rakam ABD vatandaşları arasındaki %3 ortalamanın ve ABD’deki tüm göçmenlerin %4 ortalamasının çok üstündedir.(9) Gelinen noktada, rakamların dayandığı 2014 yılından bu yana ABD’deki Suriyelilerin hem sayısı hem de mal varlıkları artmıştır.

Suriye’ye yatırım ve insani yardım açısından Amerika’daki Suriye diasporası yine önemli bir rol oynamıştır. ‘American Relief Coalition for Syria’ isimli ABD’deki Suriye diasporasına ait derneğin yayınladığı rapor, Suriye’ye doğrudan insani yardım sağlayan sekiz diaspora STK’sını mercek altına almıştır. Yapılan incelemeler sonucunda söz konusu sekiz STK’nın yedisinin sağlık; altısının eğitim, barınak, gıda ve yardım malzemeleri alanında, dördünün temizlik ve nakdi yardım, üçünün koruma ve diğer ikisinin de erken imar alanında çalıştığı tespit edilmiştir.(10) Söz konusu STK’ların tümü Kuzeybatı Suriye’de çalışırken dördünün Türkiye ve Ürdün’de, üçünün orta Suriye ve ABD’de, ikisinin Lübnan’da diğerinin ise Kuzeydoğu Suriye’deki YPG tarafından kontrol edilen bölgelerde faaliyetleri bulunmaktadır.(11)

Söz konusu yardımlar için ABD’deki Suriye diasporasının topladığı bağışlar 2011 yılından 2020 yılın sonuna kadar $847.692.508 seviyesine ulaşmıştır(12) Raporun yazıldığı günümüzde söz konusu rakamın 1 milyar Amerikan doları geçtiği değerlendirilmektedir. İnsani yardım için 10 senelik bir süre içerisinde 1 milyar Amerikan doları değerinde toplanan finansal kaynak, ABD’deki Suriye diasporasının finansal anlamdaki kapasitesini ve potansiyelini ortaya koymaktadır. Nitekim kâr amacının olmadığı bir denklemde Suriye için insani yardım amaçlı böyle bir rakamın toplanması, ekonomik olarak kâr amacı güdülmesi halinde bunun yatırım anlamında sahaya nasıl yansıyacağı tahmin edilebilecektir.

Rapor bağlamında yapılan mülakatlar ve elde edilen bulgular incelendiğinde, yatırım için ortaya konulacak modelin başarısı, Suriye’deki hârekat bölgelerindeki durumun iyileştirilmesine ve olası yatırımcıların taleplerinin ne denli karşılanacağına bağlı olarak ABD’deki diasporanın potansiyel yatırımlarının önümüzdeki beş sene içinde 100 ila 750 milyon dolar arasında olacağı tahmin edilmektedir.

Yatırım Örnekleri

Suriye Forum Derneği

 

2011 yılında kurulan Suriye Forum Derneği, Suriyelilerin hayatlarını yeniden inşa etmeye kendini adamış kar amacı gütmeyen, çok sektörlü bir kuruluştur. Bünyesinde İhsan İnsani Yardım ve Dayanışma Derneği, Rızık İstihdam Ofisi, Pusula Eğitim ve İnovasyon Programı, Ümran Stratejik Araştırmalar Merkezi ve AlSouria.net Haber Sitesi bulunmaktadır.

ABD’deki Suriye diasporasının öncülük ettiği Suriye Forum Derneği’nin Yıllık Raporu’nda yer alan bilgilere göre, 2021 yılında Suriye’de hayata geçirilen 42 projeden 4 milyon insan yararlanmıştır. Uygulanan projelerin toplam değeri 32 milyon doların üzerindedir. Bunun 7 milyon doları ayni bağışlardan karşılanmıştır. 2021 yılına kadar toplam 503 proje uygulanmış ve projelerin toplam değeri 283 milyon doları aşmıştır(13)

2021 yılında gıda alanında 12 milyon dolar değerinde bir proje uygulanmış, masrafların 1 milyon doları ayni bağışlardan karşılanmıştır. Zeytin ağaçları, buğday, hayvancılık ve sulama için farklı projeler yürütülmüştür. Gıda alanındaki yardımlara ilaveten küçük işletmelere 1,074 farklı hibe sağlanmıştır. Hibe başına 700 ila 1000 dolar arasında yardım elde edilmiştir. Doğrudan ve dolaylı yararlanıcılar 7,500 kişinin üzerindedir ve 826 kişiye istihdam sağlanmıştır(14)

Barınma alanında ise toplamda 6,7 milyon doları bulan projeler yürütülmüş, bunun 900 bin doları ayni bağışlardan karşılanmıştır. 408 konut inşa edilmiş, 1.094 ev ve 4 toplu sığınma evi rehabilite edilmiştir. 321.845 yararlanıcıya toplamda 64 bin doların üzerinde çok amaçlı nakit kuponu dağıtımı gerçekleştirilmiştir(15)

Su, temizlik ve sağlık bilgisi alanında da 5,5 milyon doları bulan projeler yürütülmüş ve bunun 2.9 milyon doları ayni bağış dahilinde toplanılmıştır(16) Eğitim alanında ise 3 milyon doların üzerinde projeler hayata geçirilmiş ve 5 milyon dolar değerinde koruma projeleri yürütülmüştür. Söz konusu projeler için 2 milyon dolar ayni bağış toplanmıştır(17)

Suriye Forum Derneği her ne kadar Suriye’ye doğrudan yatırım yapmıyor olup daha çok insani yardım alanında daha çok faaliyet gösteriyor olsa da, ABD’deki Suriye diasporasının Suriye’ye dönük yatırımlar noktasında oynayabileceği rol açısından önemli ipuçları vermektedir.



SEMA projesi

 

Sema, bir telekomünikasyon projesi olup 2016 yılında SGH eski Başbakanı Javad Ebu Hatab’ın ABD’ye yaptığı bir ziyaret sonucunda ortaya çıkmış bir projedir. Söz konusu proje bağlamında ABD’deki Suriye diasporası Suriye’ye telekomünikasyon altyapısını kuracak, yap-işlet-devret modelini uygulayacaktır. Bununla Suriye’de Esed rejiminin sağladığı telekomünikasyon altyapısına duyulan ihtiyacın ortadan kalkması hedeflenmekteydi. Ayrıca proje gelirlerinin önemli bir kısmının SGH’ye finansal kaynak sağlaması amaçlanmaktaydı. Öyle ki, SGH ile SEMA arasında 2017’nin Ağustos ayında bunu garanti altına alan bir anlaşma imzalanmıştı. Proje için ABD’deki Suriye diasporası 1,5 milyon dolar değerinde yatırım fonu sağlamıştı.

Türk Telekom ile yapılan anlaşma ile internet altyapısı için Türkiye üzerinden bir sistemin kurulması hedeflenmiştir. İnternet alyapısı için SEMA’nın Tel Abyad bölgesine yaptığı yatırımlara rağmen, Türk tarafından gerekli idari izinler çıkmamış ve proje sekteye uğramıştır.

SEMA projesi ABD’deki olası yatırımcılar arasında bilinen ve birçok Suriyeli iş adamının maddi kayba uğradığı bir proje olmuştur. Projenin başarısızlığın ardında farklı sebepler ve tüm tarafların hataları olsa da Suriye’ye dönük olası yeni yatırımlar için olumsuz bir tecrübedir.

Sakan Housing Projesi

 

Sakan Housing projesi ABD’deki Suriye diasporasının öncülük ettiği bir imar projesidir. Proje, yatırımcılardan sağlanan paralar ile Suriye’de yeni konutlar inşa etmekte ve daha sonra bu konutlar hak sahibi ailelere satılmaktadır. Satılan konutların ödemesi aylık ödemeler yoluyla gerçekleşmektedir. Sakan Housing’in 250 bin dolar değerindeki ilk konut projesi Azez bölgesinde tamamlanmıştır. Bu konutlara 20 aile yerleşmiştir. Sakan Housing’in ikinci projesi ise Azez kent merkezinde yapılması planlanmaktadır ve Ekim 2022’de başlanması hedeflenmektedir. Hem yerel hem de bölgeye sonradan gelecek olan insanlar için toplam 180 dairelik dokuz ayrı konut inşa edilecektir. Proje uyarınca ilk yıl dört, ikinci ve üçüncü yıl iki ve dördüncü yıl bir konut inşa edilecektir. Projeye yatırım yapanların yatırımlarının karşılığını beş yıl içinde alması planlanmaktadır. Altı yılın sonunda ilk ailelerin ev sahibi olması hedeflenmektedir. Dokuz yılın sonunda tüm ailelerin ev sahibi olması vadedilmektedir. Projenin bütçesinin 1 milyon 300 bin dolar olması planlanmaktadır. Projenin toplam maliyetinin 3 milyon 100 bin dolar olacağı hesaplanmaktadır. Bütçe ile maliyet arasındaki farkın evlere yerleşen ailelerin aylık ödemeleriyle karşılanacağı ifade edilmektedir. Her daireye yerleşen aileden 3 bin 900 dolar depozito alınması ve 60 ay boyunca aylık 325 dolar kira alınacağı belirtilmektedir.

Söz konusu proje, ABD’deki Suriye diasporasının Suriye’nin kuzeyi için oluşturduğu bir yatırım modeline örneklik teşkil etmektedir. Yapılacak yatırım sonucunda oluşacak konutlar bir yandan bölgedeki nüfusa açık olacakken, diğer yandan da Türkiye’de yaşayan Suriyeli sığınmacılar için Suriye’de var olan veya inşa edilen birçok konuttan görece daha güzel konutlar ile ek bir geri dönüş imkânı sağlayacaktır.

Yatırım için engeller ve çözümler

Bu rapor için ABD’deki Suriye diasporasından olası altı yatırımcı ile yapılan yarı yapılandırılmış mülakatların ve yukarıda verilen örneklerin ışığında Suriye’nin kuzeyine dönük yatırımların önünde farklı zorluklar olduğu gibi bu zorlukların üstesinden gelmenin yolları olduğunu söyleyebiliriz. Öncelikle yasal anlamda ABD’deki olası yatırımcıların önemli bir kısmının ABD’nin uyguladığı yaptırımlar kadar yaptırım izinlerini de baz alacağı beklenmelidir. Bu sebepledir ki İdlib ve SGH’nin kontrolündeki Zeytin Dalı bölgesine yatırım çekmek nispeten daha zor olacaktır. Ancak yaptırımlardan muaf tutulan Fırat Kalkanı ile Barış Pınarı bölgeleri ABD’deki Suriye diasporası için hukuki anlamda daha caziptir. Türkiye açısından bu bölgeler Gaziantep, Kilis ve Şanlıurfa valiliklerinin danışmanlık sağladığı bölgelerdir. Hatay Valiliğinin danışmanlık sağladığı bölgelerin nispeten kapsam dışı olması beklenmektedir.

ABD’deki diasporanın Suriye’ye yatırım yapmasının önündeki başlıca zorluklar güvenlik, hukuki ve finansal altyapı ile güven sorunudur.

  • Güvenlik açısından temelde iki farklı sorun alanı bulunmaktadır. Birincisi dışsal güvenlik tehditleri, ikincisi içsel güvenlik endişeleridir. Dışsal güvenlik tehditleri YPG’nin, Esed rejiminin, Rusya’nın ve İran destekli Şii milislerin olası saldırı tehdididir. Özellikle füze, havan ve bombalı araç saldırılarına karşı yatırımların güvende olması yatırımcıları çekmek için son derece elzemdir. Ayrıca olasılığı düşük de olsa Rus hava saldırısı tehdidi de bir endişe kaynağıdır. İkinci güvenlik endişesi ise bölgeye yapılacak olan yatırımlara silahlı grupların el koyma riskidir.

Bu tehditleri ve endişeleri en aza indirmek ve yatırımcıyı bölgeye çekmek için cephe hattından en az 15 km uzaklıkta kalan bölgelerde sanayi ve iş merkezlerinin inşa edilmesi ve imar bölgelerinin belirlenmesi gerekir. Örneğin Çobanbey’de bulunan sanayi merkezi coğrafi anlamda füze ve havan saldırılarına karşı oldukça güvendedir. Sanayi bölgesinin belli olması ile alınabilecek ek güvenlik tedbirleri ve bombalı saldırı ve içsel güvenlik endişeleri de en aza indirilebilir. Rus hava saldırıları ihtimaline ilişkin ise yatırımcılara belirli güvencelerin ve sigortaların verilmesi yatırımı çekecek bir unsur olacaktır.

  • Yapılan görüşmelerde dille getirilen başlıca zorluklardan bir diğeri de hukuki altyapı meselesidir. Örneğin ticari hayatta yaşanacak olası anlaşmazlıklar ve sorunlarda hangi hukuki makama başvurulacağı ve ilgili makamın ne kadar etkin ve güvenilir olduğu noktasında önemli soru işaretleri bulunmaktadır. Mevcut yerel meclisler uhdesinde yer alan hukuki süreçler ABD’deki olası yatırımcıya yeterli düzeyde güven vermemektedir. Hukuki altyapıyı güçlendirecek, hukukun üstünlüğünü artıracak ve yatırımcıların haklarını koruyacak bir sistemin güçlendirilmesi ve bu sistemin işleyişinin daha etkin hale getirilmesi için yol haritasının ortaya konulması ve taraflara anlatılması, yatırımların önünü açacaktır.
  • Diğer bir zorluk da finansal altyapıdır. Bölgeye yatırım yapacak yatırımcının elde ettiği gelirleri hangi yollarla finans ve bankacılık sistemine yönlendireceği ve güvence altına alacağı noktasında ciddi bir bilgi kirliliği bulunmaktadır. Yapılan görüşmelerde genellikle Türkiye’deki Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü’nün (PTT) bölgedeki varlığı bilinmektedir, fakat işleyişi açısından durum yetersiz kalmaktadır. Örneğin uluslararası bir bankadan doğrudan Suriye’ye para transferi mümkün olmamaktadır. Türkiye’de bulunan bir hesaba para gönderilip, o hesap üzerinden ayrı bir PTT hesabına para TL’ye çevirilerek yatırılmaktadır. Türkiye’deki PTT hesabındaki TL cinsindeki para, Suriye’ye PTT aracılığıyla gönderilmektedir. Bu işleyişi tamamlamak için Türkiye’de hesap açılmak istenildiğinde, Türkiye’de mukim olmamaktan ötürü sorunlar yaşanmaktadır. Özellikle telefon numarası gereksinimi, Türkiye’de yaşamayan kişiler için zorlayıcı olmaktadır. Türkiye’de ikameti olmayan kişilerin hesap açmasında da bürokratik engeller bulunmaktadır.

Ayrıca Suriye’ye yatırım yapılmak istenildiğinde, Türkiye’de bir şirket kurulması gerekmektedir. Bu şirket aracılığıyla iş yapıldığında fiili olarak bu şirket sadece aracı görevi görmektedir fakat Türkiye’deki yasalara göre böyle bir işleyiş sorunludur. Bu sorunu aşmak için yatırımcılar aracı şirketlerinde sahte kâr göstermektedir ve vergi ödemektedirler.

Bu ve bunlara benzer birkaç bürokratik zorluk, özellikle Suriye’ye yatırım yapmak isteyen yabancı yatırımcılar için ciddi engeller oluşturabilmektedir. Ekonomik anlamda ise tüm havale ücretleri, vergiler ve diğer giderler yüzünden yatırımın % 6-8’i kaybolmaktadır.

Söz konusu zorlukların üstesinden gelmek için Suriye’deki PTT şubelerine yurtdışından para göndermenin yolu açılabilir. Örneğin PTT haricinde, Türkiye’deki bazı bankaların Suriye’de şube açmaları teşvik edilebilir. Alternatif olarak, Suriye’de açılacak yeni bir bankanın Türkiye’deki bankalar ile gerekli anlaşmaları yapıp, yabancı yatırımcının Suriye’ye para göndermesi kolaylaştırılabilir. Nitekim bazı devlet bankalarının Suriye’de şube açma fikrini incelediği ve bu yönde çalışmalar yaptığı da söylenmektedir.

  • Son olarak, bölgeye yönelik yapılacak yatırımlar için en büyük engel güven sorunudur. Söz konusu güven sorununu sadece ABD’deki Suriye diasporasının güven duymaması olarak değil, Türkiye’nin ve Suriye Geçici Hükümeti’nin de bazı soru işaretleri olduğu şeklinde değerlendirmek gerekir.

Örneğin SEMA projesinin başarısız olması olumsuz bir örneklik teşkil etmektedir. Buna ilaveten, her yatırımcı daha büyük meblağlarda yatırım yapmadan önce başarılı yatırım örnekleri görmek isteyecektir. Türk ve Suriye tarafının ise yatırımcıları daha yakından tanımak istemesi doğaldır.

SGH Başbakanı Abdurrahman Mustaf’nın ABD’ye yaptığı ziyarette Suriye diasporasını Suriye’ye yatırım yapmaya davet etmesi bu yönde güven artıcı önemli bir etken olmuştur. Bu güven sorununu daha fazla aşmak için yatırımlar noktasından bir model geliştirilebilir. Bu model bağlamında yetkililerin belirlediği sanayi ve iş merkezleri bölgeleri ile konut projeleri bölgeleri için ortalama 100 bin dolar değerinde küçük ve orta çaplı yatırım projeleri geliştirilebilir. Söz konusu yatırım projeleri ABD’deki Suriye diasporasına ve Türk iş adamlarına doğrudan ve aracılar vasıtasıyla sunulabilir.

Verilecek bazı teşvikler ile ABD’deki Suriye diasporasının Türk iş adamları ile beraber ortak yatırım yapmalarının önü açılabilir. Böylelikle hem diasporadaki yatırımcı kendini daha güvende hisseder, hem de Türk yatırımcılar da bölgeyi bilen Suriyeli ortakların varlığı ile yatırım yapmaya teşvik edilir. Önü açılacak bu ortaklıklar ile beraber, güven sorununun büyük ölçüde aşılması mümkündür.

Bu ve benzeri ortaklıkları teşvik etmek ve Suriye’ye yatırımcı çekmek adına ya devlet ya da sivil toplum uhdesinde ortak bir komisyon kurulabilir. Örneğin Müstakil Sanayici ve İş Adamları Derneği (MÜSİAD) gibi kuruluşların öncülük edeceği bir ortak kurul içerisinde hem ABD’deki Suriye diasporası üzerinde etkili temsilciler, hem de Türk iş dünyasından temsilciler yer alabilir. Bu ortak kurul Suriye’ye yatırımcı bulmak için çalışmalar yapabilir, yatırım yapmak isteyenler için yardımcı olabilir ve danışmanlık sağlayabilir. Ayrıca T.C. Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı (KOSGEB) gibi kuruluşlar aracılığıyla Suriye’ye yatırım yapmak isteyen Suriye diasporasındaki yatırımcıya destek sağlanabilir.

Güven sorunu ile ilgili olarak da diğer bir husus yatırımcının yatırımına güvenebilmesi için yaptığı yatırımı gözlemleyebilme ve denetleme imkânına sahip olmasıdır. Mevcut durumda, bir yatırımcının Suriye’ye gidip tek seferlik ziyaret edebilmesi için uzun süreler gerektiren karışık bir bürokratik süreç gerekmektedir. Düzenli olarak ziyaret edebilmesi için yüksek maliyetli bir izin bulunmaktadır. Bu izin de 1 sene boyunca sadece bir kişiye mahsustur. Bölgeye yatırımları teşvik etmek adına, yabancı yatırımcının giriş-çıkışlarını bürokratik anlamda ve ekonomik anlamda kolaylaştıracak yeni bir uygulama üretilebilir. Örneğin bölgeye belirli bir meblağ üzerinde yatırım yapacak kişilere yönelik tek seferlik bir izin süreci uygulanabilir ve sonrasında bir senelik giriş-çıkış izinleri verilebilir.

ABD’deki Suriye diasporasının bölgeye olası yatırımların önündeki bu dört engelin aşılması ile beraber, hem yatırımcının hem Türkiye’nin hem de Suriyelilerin lehine olan yatırımlar hız kazanarak gerçekleşebilir. Bu yatırımların gerçekleşmesi için hem Türk hem de Suriyeli kurumların gerekli görüşmeleri yapıp diasporaya yatırım projelerini ve yatırım modellerini anlatan sunumlar gerçekleştirmelidir. Süreç içerisinde oluşacak sorular ve sorunlara yönelik kolaylaştırıcı ve teşvik edici bir yaklaşım ve irtibat kanalı belirlenmelidir.
Sonuç

Yapılan araştırmalar sonucunda, ABD’deki Suriye diasporasının Suriye’ye yatırım yapma konusunda hevesli olduğu ve Suriye’ye görece yüksek rakamlarda yatırımın çekilebileceği tespit edilmiştir. SGH kontrolündeki bölgelerdeki durumun iyileştirilmesi ve olası yatırımcıların taleplerin ne denli karşılanacağına bağlı olarak ABD’deki diasporanın potansiyel yatırımının önümüzdeki beş sene içinde 100 milyon doları ile 750 milyon doları arasında olduğu tahmin edilmektedir. Bölgede etki gösteren Suriye Forum Derneği’nin çalışmaları ve Sakan Housing projesi, ABD’deki Suriye diasporasının Suriye’ye olumlu katkı sağlama noktasındaki somut girişimlerini resmederken, telekomünikasyon alanında 1,5 milyon dolar değerindeki yatırım olan SEMA projesi ise başarısız olmuş ve olumsuz bir örneklik teşkil etmektedir. Söz konusu tecrübeler ve mülakatlardan edilinen bilgiler ışığında Suriye’ye yatırım çekme noktasında temelinde dört engel tespit edilmiştir: güvenlik, hukuki altyapı, finansal altyapı ve güven sorunu.

Söz konusu bu engellerin aşılması ve Suriye’nin diasporadan gelecek olası yatırımlar için daha cazip olması adına farklı çözüm önerilerinde bulunulmuştur. Söz konusu çözüm önerileri, öncelikle ortalama 100 bin dolar değerinde pilot projeler ile başlama fikrinden, bölgeye yönelik para akışını kolaylaştıracak yapısal değişikliklere kadar uzanmaktadır. Öncelikle Suriye halkının ve daha sonra ilgili tüm tarafların ortak çıkarına olacak ve SGH kontrolündeki bölgelerin de Suriye’de bir cazibe merkezine dönüşmesini güçlendirecek ve hızlandıracak bu yatırım potansiyeli mutlak surette değerlendirilmelidir. ABD’deki diasporanın Suriye’ye yatırımları için kolaylaştırıcı önlemler alınır, iletişim kanalları güçlendirilir ve tüm taraflara hitap edebilecek bir ortak kurul kurulabilirse, Suriye’ye önümüzdeki beş yıl içinde 750 milyon dolar değerinde yatırım çekilebilir. Bunun yanında diasporanın uluslararası fonlar ve yatırım kuruluşlarından ek finansal kaynak temin etme kapasitesi ve ihtimali de bulunduğu belirtilmelidir. Hatta ABD’deki Suriye diasporasının Türk iş adamları ile ortaklıkları teşvik edilerek, bu rakam daha da yükseklere çekilebilir. Böylelikle Suriye’nin kuzeyi daha cazip hale gelecek ve Türkiye’de bulunan Suriyeli sığınmacıların Suriye’ye gönüllü geri dönüşü daha da fazla teşvik edilmiş olacaktır.


([1]) TRT World, “US lifts sanctions from PKK/YPG-held Syrian areas”, 13 Mayıs 2022, https://bit.ly/3RNhJJG(Erişim tarihi: 9 Ağustos 2022)

([2]) Diana Rahima, “US sanctions exemptions in northern Syria draw new political-economic map”, Enab Baladi, 31 Mayıs 2022, https://bit.ly/3xtm4cQ      (Erişim tarihi: 9 Ağustos 2022).

([3]) Sabah, “Son dakika: Suriyeliler için dönüş projesi! Erdoğan: Suriye'de 200 bin konut yapacağız”, 9 Mayıs 2022, https://bit.ly/3dehjgF (Erişim tarihi: 9 Ağustos 2022)

([4]) “Profile of Syrian İmmigrants in the United States”, Migration Policy İnstitute, Kasım 2015, sayfa 1, https://bit.ly/3Sc40My (Erişim tarihi: 1 Ağustos 2022)

([5]) “Profile of Syrian İmmigrants in the United States”, sayfa 4

([6]) A.g.e, sayfa 2

([7]) A.g.e, sayfa 4

([8]) A.g.e, sayfa 6

([9]) David Dyssegaard Kallick, Cyierra Roldan ve Silva Mathema, “Syrian İmmigrants in the United States”, American Progress, 13 Aralık 2016, https://ampr.gs/3dh4HFk (Erişim tarihi: 1 Ağustos 2022)

([10]) “Syrian American Diaspora Contributions and Engagement in the Syria Humanitarian Response”, American Relief Coalition for Syria, Şubat 2022, sayfa 16, https://bit.ly/3RSVUsq (Erişim tarihi: 1 Ağustos 2022)

([11]) “Syrian American Diaspora Contributions and Engagement in the Syria Humanitarian Response”, sayfa 15

([12]) A.g.e, sayfa 19

([13]) Suriye Forum Derneği, „Yıllık Rapor, sayfa 19, 2021, https://bit.ly/3DLMniH (Erişim tarihi: 9 Ağustos 2022)

([14]) Suriye Forum Derneği, „Yıllık Rapor, sayfa 22-24

([15]) A.g.e, sayfa 26-27

([16]) A.g.e, sayfa 28-29

([17]) A.g.e, sayfa 30-33

 

Omran Stratejik Araştırmalar Merkezi, İstanbul Medipol Üniversitesi Akdeniz Araştırmaları Merkezi (AKAM) ve Karadeniz Stratejik Araştırmalar Derneği (KASAM) işbirliğiyle 15 Kasım 2022 tarihinde İstanbul Medipol Üniversitesinde gerçekleşecektir.

Konferansın ana teması Suriye'deki yönetişimdir. Sosyal bilimler ve beşeri bilimler lisansüstü öğrencilerini, araştırmacıları ve akademisyenleri Arapça, Türkçe veya İngilizce bildiri önerileri ile katılıma davet ediyoruz. Başvuruları almak için son tarih 10 Eylül 2022.

kayıt ve bilgi için linke tıklayınız: https://bit.ly/3S2y9i2

Şartlar ve Koşullar: https://bit.ly/3oqAaXq

 
Cuma, 18 Haziran 2021 10:52

Yıllık Rapor 2020

Suriye Forum Derneği’nin Programlarından olan OMRAN STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ, 2020 yıllık faaliyet raporunu memnuniyetle paylaşmaktadır.

2013 yılın sonundan beri, politika ve strateji arştırmaları merkezi olarak faaliyet sergileyen Omran Kurumu; Suriye ve bölgedeki karar vericiler için siyasal, ekonomik ve toplumsal alanlarda temel bir referans haline gelmeyi amaçlamaktadır. Kamu kurumlarının ve toplumun bilimsel ilerleyişine destek sağlamak amacıyla sistemetik ve düzenli araştırmalar üreten Omran; yaptığı çalışmalar aracıyla karar verme mekanizmalarını desteklemek, enformayon bütünlüğü gerçekleştirmek ve ulusal ile yerel önceliklerin haritasını çizmeye katkı sağlamkatdır.2020 yılında Omran Merkezi, 21 araştırma ve 44 yayınlanmış ve yayınlanmamış rapor üretti. Bunun yanı sıra, farklı sosyal medya araçları vasıtasıyla yaklaşık 650 bin kişiye ulaştı.